English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

DUYURU

Necip Hablemitoğlu nu

Necip Hablemitoğlu nu

Öncelİklİ Bİlgİ NE DEMEKTİR? Nasıl Seçİlmelİdİr? (Çocuklarına Osmanlıca okutmayı VE YOĞUN DİN DERSİ ALDIRMAYI düşünenlere)


inanç haberleriProf. Dr. Ali Demirsoy:
Eğitimimizde bir türlü bitmeyen tartışma
Eğitildiğim 20, çocukları eğittiğim 45 yıl boyunca, eğitimin her kademesinde Türkiye’nin gündeminde eğitimle ilgili tartışma hiç eksik olmadı. Herkes ve her yönetim kendine göre bir yöntem ve yol haritası çiziyordu. Bu nedenle eğitimimiz yaz-boz tahtasına döndü. Gerçekte “bir insanın yetişmesinde, kazandırılması gereken asgari bilginin miktarı ve çeşidi ne olmalıdır sorusuna yanıt bulmak gerçekten zor mudur?” sorusuna verilecek yanıt: Eğer dogmaya ve dar bir dünya görüşüne saplanmışsanız zor; evrensel düşünüyorsanız kolay.
Bilime ve ilime konu olan her alanın bilinmesi ve öğrenilmesi saygıdeğerdir ve gereklidir. Fakat insan ömrü sınırlıdır ve özellikle eğitim süreci içerisinde kişiye ve dolayısıyla topluma en yararlı bilginin öğretilmesi için, önceliklerin doğru saptanması eğitim stratejisinin başarısını belirler. Bu bilgiler, her ne kadar iç içe olsa da, öncelik sırasına konduğunda, sırasıyla:

"Kamu Düzeni veya Otoritesi"(!)

http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2014/10/30/135591_cover.jpeg?lastModified=1414628281478Figen ÖZEN:
Kaçak saray, kaçak et ve kaçak ayakkabılar… İşte Türkiye’nin gündemi… Bozdur, bozdur kullan…
Örneğin bu kaçak yapının kaç odalı olduğunu tartışıyoruz. Bununla da yetinmiyor Papa’nın ziyaretinden sahte fotoğraflar paylaşıyoruz.
Kaçak et ve ayakkabılar elbette Türk milletinin sağlığı için büyük tehlikedir. Bu tehlikeyi de göz ardı etmemiz de mümkün değildir.
Ancak ana konumuza geçmeden önce size “İKİZ YASALAR”ın   ortak 1. Maddesini hatırlatmak gerekmektedir.
 Üstelik bu yasa TBMM’de yasalaştığı içindir ki İkiz Yasalar, iki adet uluslar arası sözleşmeyi Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının üzerinde bir güç olarak göstermektedir. Bu yasalar, Devlet'imizin temel esaslarına, kurucu felsefesine, Devlet'in ve milletin bütünlüğüne aykırı bir düzen önermektedir. Şimdi ''Ekonomik -Sosyal ve Kültürel Haklar '' ve ''Kişisel ve Siyasal Haklar'' sözleşmelerinin tamamen aynı olan ve Batı demokrasilerinde bu maddelerin içeriğine ''Self-determinasyon'' dendiğini de hatırlayarak 1.Madde 1.Bend'ini yüksek sesle bir kez daha okuyalım.

Fethullah’tan vur emri!

Sabahattin Önkibar:
Yıl: 2009.
Nurcuların Tahşiyeciler kolu.
Dinlerarası diyalog deyip Evanjelist-siyonist koalisyonu ile kol kola giren Fethullah Gülen’i dinden çıkmakla itham ediyor…
Fethullah Gülen çıldırıyor ve görüntülerle sabit olduğu üzere adeta vur emrini verircesine Tahşiyecileri topa tutuyor.
Durumdan vazife çıkaran Ekrem Dumanlı ile Hidayet Karaca başlıyorlar bu grubun aleyhinde “El Kaide bunlar” diye yayın yapmaya ki, iş Samanyolu TV’de yayınlanan dizilere malzeme olmaya kadar taşınıyor.
YİNE BOMBA KOYDULAR
Ama en önemlisi Cemaat’in polis içindeki haşhaşileri çok iyi bildikleri şeye yani tertibe yöneliyorlar.
Tahşiyeci Nurculardan tamı tamına 122 kişi gözaltına alınıyor ve bu operasyon kamuoyuna El Kaide türevi diye sunuluyor.
Birkaç isim tutuklanıp hapse konuyor.
Ancak tıpkı Ergenekon ve Balyoz’da olduğu gibi ilahi adaleti unutuyorlar ve gün gelip o tecelli ediyor.
Güya Tahşiyeciler’den ele geçirilen bombalardaki parmak izleri 122 kişiden birine değil de bir polise ait çıkıyor.

ÇETKODER Genel Başkanı Mustafa Göktaş, plastik ürünler hakkında uyarıda bulundu


ÇETKODER Genel Başkanı Mustafa Göktaş, plastik ürünler hakkında uyarıda bulundu 


"Özellikle sıcak yemek ve içeceklerde plastik ürünlerin kullanılmaması gerekir"
Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, plastik ürünler hakkında uyarıda bulundu. Göktaş, yaptığı açıklamada; plastik ürünlerin kanserojen yaydığını belirterek, "Plastik bardak, çatal, kaşık, bıçak, tabak kullanımı halkın sağlığını tehdit ediyor. Özellikle sıcak yemek ve içeceklerde plastik ürünlerin kullanılmaması gerekir" dedi.
İşte o açıklama:
“Ülkemizde son zamanlarda artan değişik kanser vakalarına dikkat ediniz. Yaşamımıza dahil olan her tür mal ve malzemeyi iyi kontrol edin, tetkik edin. Sadece yediğiniz içtiğiniz gıda maddelerine, giydiğiniz ayakkabı ve kılık kıyafete değil, yaşamın her alanında sağlıklı ortama bakın. Araştırın, soruşturun. Özellikle plastik ürünler kanserojen yayıyor. Yıllardır atık malzemelerden geri dönüşüm ile yapılan siyah kara poşetten vazgeçilmesini söyledik. Bunda az da olsa başarılı olduk. Pazarlarda artık çok sayıda kullanılmıyor. Halk da buna dikkat ediyor. Ama yine varlar. Oysa tüm plastik malzemelerde kimyasal bileşimler var. Bu da halkın sağlığını bozuyor. Özellikle plastik bardak, çatal, kaşık, bıçak, tabak kullanımı halkın sağlığını tehdit ediyor. Özellikle sıcak yemek ve içeceklerde plastik ürünlerin kullanılmaması gerekir. Halkımız genel sağlığı için buna özen göstermeli.”
Odatv.com

Maske On Yılda Düştü

Ali Sirmen:
On yıl önce bugünlerde, 17 Aralık 2004 ertesinde Türkiye bayram sevinci yaşıyor, Ankara’da havai fişeklerle kutlamalar yapılıyordu.
Kutlanan Türkiye’nin AB’ye girişi, havai fişeklerle karşılanan ise bu yolu açan kişi olduğu ileri sürülen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dı.
Oysa öyle bir şey yoktu, Türkiye AB’ye falan girmiyordu. 17 Aralık’ta Türkiye’nin altına imza attığı metni okuyanlar, bunun böyle olduğunu kolayca anlayabilirlerdi.
Peki öyle ise bu sevincin nedeni neydi?
Herkes bayram ediyordu, çünkü Türkiye üyelik müzakere süreci için tarih almıştı.
Tarihi alan Tayyip Erdoğan da artık Türkiye’ye Avrupa yolunu açan lider olarak takdim ediliyordu.
Aslında, iki taraflı bir oyun oynanıyordu.
Türkiye’yi içine almaya niyeti olmayıp, onu sıkı sıkıya kendi denetimi altında tutmak isteyen AB, ortaklık katılım belgesine öyle kayıtlar koymuştu ki, bunu okuyan her aklı başında insan, bunun “Sizi almayacağız, ama dostlar alışverişte görsün kabilinden görüşmelerle durumu idare edeceğiz” demek olduğunu anlayabilirdi.